Oktay Meler

Anlayana Aşk Olsun

  

Tarih: 29 Haziran 2020 20:05

Bu yazı 2960 defa okundu

“Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye? Kimse bilmez.” Bu şarkı sözlerini ilk duyduğumda etkilenmiştim. Şimdi de bazen etkileniyorum. Ve şarkıya şöyle yorum katıyorum bugün: Bilse de bilmez, bilmese de fark etmez. Çünkü artık gerçek bilgiye ulaşılamayacağını düşünüyorum. İnsanın donanımı bunun için yeterli görünmüyor. Para etmese de eğri oturup, doğru konuşmak lazım. Bunun böyle olduğunun herkes farkında. Yanlış da olsa doğru da olsa elimizdeki bilgilerle avunmaktan başka çaremiz yok. En azından şu an için durum böyle. Yaşamak zorundayız işte. Delirmemek de lazım ya da delirmeliyiz bilmiyorum.

Bu sonsuz bilinmezlikle baş etmek kolay iş değil! Geçmişi bil, bugünü bil, geleceği bil, kendini bil. Valla esaslı iş! O yüzden ne yapıyoruz? Bilemiyor olmakla mücadele ediyoruz.

En zor yol bilgisizlikle yüzleşip yaşamaya çalışmak: Bu alemin gerçekliğine uymayan ne varsa yalandır ve yalanla örülmüş hiçbir düzen dikiş tutmayacaktır. Bu yol insanı zayıf kılıyor, hayata tutunmak zorlaşıyor ama tadından da yenmiyor.

Kolay yoldan ise bilinmezliği unutmamız ve bildiğimizi varsaymamız, yani anlamlar oluşturmamız lazım: Güzellik, çirkinlik; değerlilik, değersizlik gibi mesela. Bütün gıcık tipler, sosyal cambazlar, pasif agresifler ve zorbalar bu yüzden var işte. Bunların kötülüğü de iyiliği de alınan pozisyona bağlıdır; insanlık halidir. Unutmanın ve varsaymanın sahnelendiği dramatik hikayemizi en iyi bir karikatür anlatabilir: Burada bir suçlu yok, her şey çaresizlikten ya da “masum değiliz hiçbirimiz”. Olay şöyle gelişiyor:

-Birbirimize sarılmamız lazım. Bir arada duruyoruz. Toplan toplan, çağır şunları da, herkes gelsin. Gitmek isteyenler bizden değildir, kötüdür. Yani biz ve onlar var ama biz kimiz, onlar kim? Orası biraz karışık. Olsun. Bu bize yeter. Dostumuzu da biliyoruz düşmanımızı da. Güvendeyiz!

-Bir arada duruyor olmamız, birlikte yaşıyor olduğumuz anlamına gelmez. Her şeyi devletten bekleme. Sen sadece söylediklerimizi yap. Kafan karışmasın. Zil çaldığında okulda ol mesela. Bu şekilde oyunun sonunda büyük ödül senin olacak, büyük ikramiye, bingo. Heyecandan karnımızda karıncalanmalar şimdiden başladı. “Yürüyorum düş bahçelerinde.”

-Çaktırmadan bizden birileri yok edilecek ama takma kafana, geçerli sebepleri var. “Çok ikna edici, gayet de mantıklı.”

-“Baba bir masal anlat bana içinde denizle balıklar, kurtla kuzu olsun, güneşle ay…” Ne kadar tekrar edersen o kadar gerçek olan bin bir çeşit kadife gibi masal. Sihir gibi. Duyanlar duymayanlara anlatsın. Herkes kendi masalını da yazabilir. Çok etkili. “Bir yalan koydum ben aklıma.”

-Sonra balonlar. Rengarenk balonlar. İnsanı her şeye inandırabilir. Milyonlarca şişiriyoruz ve salıyoruz dört bir yana: Gökyüzüne, yerlere, köşe bucak her yere. “Balon gibi hafifledim.”

-Havai fişekleri unutmuyoruz. Karanlıklar artık ışıl ışıl. Korkacak hiçbir şey kalmadı. Ama lütfen dikkat edelim balonları patlatmayalım. “Harika bir yer burası.”

-Balonlar etrafta uçuşurken ve havai fişekler karanlığı aydınlatırken lunaparklarda kendimizden geçiyoruz. Tam istediğimiz gibi. “Bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa.”

-Ve süslü püslü, parlak, şekerli, kaymaklı çörekler, makaronlar(yeni çıktı). Etkilenmeyecek biri yok. Gözbebeklerimiz büyüdü. “Şimdi her şey daha iyi.”

-Eğer hiçbiri işe yaramadıysa son çare antidepresan haplarımız var. Bunları da renklendirdik. Tarifsiz. Yaşayan bilir. “Lalaalalaalaa.”

-Televizyonlarımız tabi ki sürekli açık olmalı. Duymamız ve görmemiz gerekenler var. “Aklımın iplerini saldım.”

-Bunlar olup biterken dayanamayıp “noluyo len burdaaa? Delirdiniz mi?” diye çıkış yapanlar oluyor tabi ama naif kalıyor.

 Durum bu. Ağzı olan konuşacak valla yapacak bir şey yok. Unutmak ve varsaymak terörüne maruz kalmış her şüpheci de eğlenecek. “Sallıyorum bol keseden sağa sola, zor değil. Atıyorum, tutuyorum kah tutamıyorum, zor değil.” Anlayana aşk olsun.

SİTE İÇİ ARAMA

HAVA DURUMU