Oktay Meler

Armut Bahçesi

  

Tarih: 19 Şubat 2020 19:41

Bu yazı 629 defa okundu

Zubar son yıllarda şehirden uzakta sessiz yürüyüşler yapmayı hayatının bir parçası haline getirmişti. Bu durum aslında doğduğundan bugüne hep böyleydi. Biçimsel farklılıklar dışında. Çocukluğunda tek başına oynadığı oyunlar gibi.

Birbirini dinlemeyen insanlar, bitmeyen beklentiler, düğünlerdeki kaos, okuldaki zil sesleri ya da şehirdeki anlamsız kargaşa, sonu gelmeyen işler… Hepsi aynı şey oldu onun için. Kalabalığı ve gürültüyü hiç sevmedi. Neredeyse hiçbir şey olması gerektiği gibi değildi. Uyum da sağlayamadı. Çabaladı ama başaramadı. Çözümlerinden biri de bu olmuş işte: Sessiz, yalnız yürüyüşler.

Yürüyüşünün ikinci saatinde “Üzerine biraz düşününce hayat çok tuhaf,  düşünmeyince her şey çok normal” diye düşünürken karnının acıktığını fark etti ve ne yiyebileceğini düşünmeye başladı. Ve dedi ki “hayat anlaşılacak bir şey değil, hayat yaşanacak bir şeydir.”

Şansa bak: “Armut bahçesi. Sert, sulu, leziz yüzlerce armut. Yenir bunlar. Katur kütür, sulandıra sulandıra, şapırdata şapırdata yenir. Hiç tepki vermezler. Gık demezler.” Diye diye üç armudu indirdi mideye. Karnı doyan Zubar, yürüyüşüne armut bahçesinde devam etti.

Armut bahçesinde sıradan bir gündü. Her şey olması gerektiği gibiydi. Tüm ağaçlar birbirine benziyordu, armutlar da öyle. En yaşlı ağaçlar fidanken nereye dikilmişlerse aynı yerde duruyorlardı. Düşününce şaşırtıcı geliyor. Fiziksel yapılarından yaklaşık iki yüz elli yıldır aynı yerde oldukları anlaşılıyordu. Meyvelerinden can bulan küçük ağaçlar da hemen yanı başlarında, çok uzaklaşamamışlar. Ve tabii ki çürümekte olan armutlar da diplerinde. Bunların bazıları yakında fideye dönüşecekler. Biraz daha düşününce gayet normal bu;  armut ağacı ve armut meyvesi… Varolan şartlarda daha farklı olması beklenemez. Hali hazırda tüm şartlar uygunsa yaşar armut ağacı ve meyvesi burada: Toprağı güzel, suyu var, hava da gayet uygun. İşler ters giderse de ölür biter. Her şey çok net. “Armut olmak ne güzel şey” diye düşündü Zubar. “Armut olursun, herhangi bir şeyi değiştirmek istemezsin, şikayetlerin baş ağrısına dönüşmez; belki bir kuş gagalar, bir ayı ya da bir insan seni yer ama canın acımaz; sert bir rüzgar seni dallara ya da diğer armutlara çarpar, dibine düşer, aynı annene benzersin. Ben diğer armutlara benzemek istemiyorum diye düşünmezsin. Armutlar yapmaz böyle şeyler. Armut dibine düşer. Armut. Armut. Armut.” Armutlara hayran oldu. İnsan olmaktan yakındı. Ya da oldurulduğu insan olmaktan yakındı Zubar. İkisinden biri işte. Çok net değil. Birine “armut gibisin” diye iltifat edilebileceğini düşündü. Sonra da bunun yanlış anlaşılacağını düşünerek yapmamaya karar verdi.

Dönüş yolunda zihni daha berraktı. Belki de günün en güzel zamanıydı onun için. Karşılaştığı insanlara içtenlikle ve yapmacıksız selam verebildiğine şaşırdı. İnsanların şaşkınlığını da görebiliyordu. Eve vardığında annesi yemeği hazırlamıştı. Eşi, çocukları ve annesiyle yemek yerken yaşadıkları evin, mahallenin ve şehrin armut bahçesine ne kadar benzediğini düşündü. Kuşaklardır aynı yerde, aynı şekilde yaşıyor olmak çok huzur verici göründü gözüne. “Armut gibisin Zubar” dedi kendi kendine.

SİTE İÇİ ARAMA

HAVA DURUMU