Oktay Meler

Ütopik Taş (Taşın Sırrı Nehirde)

  

Tarih: 11 Ocak 2018 16:36

Bu yazı 1677 defa okundu

-Şefim, güzel bir yazı alabilir miyim ben? Metaforu bol olsun.

-Tabi.

ÜTOPİK TAŞ (TAŞIN SIRRI NEHİRDE)

Bu hikaye, nehrin ve nehirdeki her taşın hikayesidir. Nehirler yavaşlar ama durmaz; daralır, kısalır ama yok olmaz; bulanıklaşır ama tekrar berraklaşır. Var ettiği gibi yok da eder. Taşlar da bundan nasibini alacaktır. Tarihsel zamanın hiç önemi yok.

Nehrin içinde diğer taşlarla birlikte tek başına yol alan o güzel taşlardan biri. Hem kendini hem nehrini çok iyi biliyor. Bilgisizliği de bilgisine dahil. Keskin, biçimsiz bir yanı hiç kalmamış. Her yanında yolculuğunun öpücükleri var. Rengi de çok özel: Beyaz, mavi, yeşil, sarı, siyah, kırmızı harika bir uyum yakalamış üzerinde. Nehrin kokusu, tadı, sesi iliklerine kadar işlemiş. Akıntıya ne zaman, nerede kapıldı bilinmez. Yola çıktığında nasıl görünüyordu hiç bilinmez. Ama ilk halinin bu eşsiz görüntüsüyle benzer hiçbir yanı olmadığı kesin. Nehir bu, aynı kalmasına izin veremezdi. Kendisi de aynı kalmayı bekleyemezdi: Değişti. Bu evrendeki hastalıksız her şey gibi çok güzel oldu. Her zaman olduğu gibi…

Ne yıllardır sürüklendiği akıntıyı seçti, ne de yaşadığı değişim-dönüşümde onun bir etkisi oldu. Ki etki edebilecek bir hali de yok; nehir aktı, o değişti . Eşsiz görüntüsünü buna borçlu. Ve o, bunun farkında, çok huzurlu. Tabii ki pamuklar içinde bir yolculuk olmadı. Sıcağı, soğuğu, gürültüsü patırtısı hiç eksik olmadı. Kopup giden yüzlerce parçası oldu ama yerine yenileri eklendi. Bazen karanlıklara gömüldü ama hiç korkmadı, bazen ışıklar içinde gözleri kamaştı, teni kavruldu. Bazen hiç durmayacak gibi, nereye gittiğini görmeden son sürat yol aldı. Sağır eden uğultularla ve ardı arkası kesilmeyen çarpışmalarla. Bazen de o kadar hareketsiz kaldı ki her yanını yosunlar sardı ya da çamura bulandı. Hepsinin gönlünde yeri vardı, bu yüzden hiç şikayet etmedi. Ve her defasındaki değişimi, gökkuşağındaki renklerin temsili oldu.

Nehir yolculuğunun kuralları gayet net: Nehir, sen ve diğerleri ve siz; yalnız ve berabersiniz. Oyunbozanlığın sonuç verme ihtimali bile yok. Bu bir şans mı? Tabii ki hayır. Bu yüksek bir farkındalık. Zavallı küçük hesapların yeri değil bu nehir. Yeni yetme şımarıklıkların da yeri değil. Deneyenler oldu ama başaramadılar: Çirkinleştiler. Nehrin onları temizlemesi zor olmadı: Nehirden haberi olmayanın nehirde yeri olamaz.

Taş, yolculuğunun bir başlangıcı ve sonu olmadığını biliyor. Sonsuzluğun zarafeti onun kimliği. Bu derinlikli varoluşun sığ ayrıntılarla kimlikleşmesi pek tabii beklenemez. Nehrin kuralları gibi kadim ve baki bir güzellik bu, teorisi de pratiği de nehirde gizli, kitaplar yazmaz, diller anlatamaz. Hem; kitaplar yazsa, diller anlatsa da kimse anlayamaz.

Taşın bir yerlere yetişme çabası olmadı hiç. Çağıran kimse de yoktu, herhangi bir dayatma da… Haliyle korku da... Sonsuz bir kabul hali bu ve teslimiyet. Boş bir inanç değil, güzelliğini ve doğruluğunu gerçeklikten alan bir dürüstlük. Nehirdeki sosyal ve fiziksel dinamiklerin tamamı bu işte. Burada -en azından şimdilik- bir tane güç var: Nehir. Taş onu sevdi ve çok güzelleşti. Nehir zaten güzeldi. Taş, nehrin yavrusu ki annenin yavrusunu sevmemesi mümkün mü? Bu yüzden şımartmadı onu. Ve ona kıymadı.

Onu görene, bilene ne mutlu.

SİTE İÇİ ARAMA

HAVA DURUMU